Geçtiğimiz haftalarda sosyal medyada gördüğüm “azim” ve “coşku” bana ilham verdi. İnsan olarak içinde bulunduğumuz durumda elimizden gelenin en iyisini yapıyorduk. Zorlu koşullar bizi evlerimize hapsetse de evde kendi limonatamızı yapabilir, kendi ekmeğimizi pişirebilirdik.

Pandeminin kendi içindeki paradoks biraz tuhaf. Çevremizdeki dünyada ya da kendi kişisel dünyalarımızda korkunç şeyler oluyor. Birçok insan hasta oldu ya da hayatını kaybetti. Çok sayıda insan, belki kendimiz ya da tanıdıklarımız, işini kaybetti. Çok sayıda insan korku içinde yaşıyor. Bildiğimiz hayat devre dışı kalsa da, yine de basit şeylere ayıracak zaman bulabilmek çoğumuzda hayranlık duygusu uyandırdı. Pek çok insanın (sosyal mesafeye dikkat ederek) dışarıda yürüyüşe çıkmaktan duyulan basit haz hakkında sosyal medyada paylaşımlar yaptığını görüyorum.

İnsanlarla ilişkilerimize getirdiğimiz yenilikçi yöntemleri takdir ediyoruz. Birlikte organize ettiğimiz “uzaktan akşam yemeği” videoları paylaşıyoruz. Yıllardır görüşmediğimiz ya da sohbet etmediğimiz insanlarla uzun uzun konuşacak zamanımız var artık. Pek çok insan yaşadıklarımızın bize hayatta en önemli şeyin neler olduğunu, adeta yüzümüze atılan bir tokat gibi öğrettiğini paylaşıyor. Kanıksadığımız şeylere nihayet şükretmeye başladık. Tüm bunlar güzel şeyler elbette.

Bunları keşfetmenin yeniliğinin etkisi geçtikçe ama yine de “ilham verici” örnekler sosyal medyada çığ gibi büyümeye başladıkça, tüm bu olasılıklar bir çeşit baskıya dönüşmeye başladı. Artık çoğumuz evlerimizde kapalı kaldığımıza göre önemli, eğlenceli ve yaratıcı şeyler yapmak zorundaydık.

Sahip olduğumuz ekstra zamanı çeşitli kurslara katılmak için kullanabiliriz! Sanat eserleri yaratabiliriz! Kitaplar yazabiliriz! Evimizi yeniden dekore edebiliriz! Evlerimize kapatılmayı bir hediye olarak görüp tek bir anını bile boşa harcamamalıyız. Her anından en iyi şekilde faydalanmalıyız. Hatta her yaptığımız, hoş bir şekilde Instagram’da paylaşılabilir olmalı.

İçinde bulunduğumuz koşulların üstesinden gelmek için gösterdiğimiz azimli insani dürtüyü takdir etmenin yanı sıra yas tutmak için de birbirimize izin vermemiz gerektiğine inanıyorum. Korkmaya izin vermeliyiz. Duygularımızla baş başa kalmaya… Yavaşlamaya… Hatta eğer ihtiyaç duyuyorsak (ve bunu yapma şansımız varsa) gerçekten yavaşlamaya izin vermeliyiz.

Elbette üretken ya da yaratıcı olmak iyidir. Yaşadıklarımızla başa çıkmamız için yararlı ve yapıcı bir yol olabilir. Ama kendimize “şaşırtıcı ve muhteşem” olmamak için de alan tanımalıyız. Dünyamız bir asırdan fazla bir süredir böyle bir olayla karşılaşmadı. Yaşadığımız şey çok büyük. Kendimizi kötü hissetmemiz normal, hatta gayet yerinde.

Bazı insanlar bu salgın döneminde yeterince “anı yakalamış” gibi hissetmedikleri için kendilerini başarısız hissedebilirler. Çünkü başa çıkmakta zorlanıyor olabilirler. Zaman zaman ben de böyle hissediyorum.

Bir süredir yayınlanan haberlerde duyduğum üzere sosyal mesafenin pandemiyi yavaşlattığını bilmek bana kendimi daha iyi hissettirdi. Ama genel ruh halim kasvetli. Doktorların hikayelerine çok üzülüyorum. Bir de salgının ekonomi üzerinde yakıcı etkileri var. Bunların hepsi çok fazla.

Eğer kendi içinizde yeni güç ve ilham kaynakları keşfedebiliyorsanız, bunun tadını çıkarın. Enerjinizi başkalarına yardım etmek için de kullanabilirsiniz. Ancak gelişen olayları izledikçe gerçekten zorlandığınızı hissediyorsanız, korkuyorsanız ya da belki de yaşadığınız kayıplar için yas tutuyorsanız, bunların hepsi çok normal tepkiler.

En zor kuşlarda bile başkalarına cesaret veren ve yardım eden “kahramanlara” hepimizin ihtiyacı var, bu kesin. Ancak yaşananlara ve bundan sonra neler olacağını bilmemenin çaresizliğine üzülme hakkı da vermeliyiz kendimize. Mükemmel olmamaya, baş edememeye izin vermeliyiz. Şu an dünyayla Instagram üzerinden paylaşacak bir şeyimizin olmamasına izin vermeliyiz.

Yaşadığınız şeylerin gerçekliğini hissetmeye izin verin kendinize. Eğer biriyle konuşma ihtiyacı duyuyorsanız (ki muhtemelen duyuyorsunuzdur) o kişiye ulaşın o halde. Duygularınızı yazın. Eğer zorlanıyorsanız, cesurmuş gibi yapmak zorunda değilsiniz. Eğer olumsuz duygular sizi bunaltıyorsa, sanal ortamda ya da telefonda destek alabileceğiniz bir uzman bulmaya çalışabilirsiniz.

Ama şunu asla unutmayın: Eğer tüm bu yaşananlar size “çok fazla” geliyorsa, bunun sebebi gerçekten öyle olması.

Kaynak: https://www.psychologytoday.com/us/blog/prescriptions-life/202003/covid-19-it-s-ok-feel-overwhelmed-and-be-unproductive?utm_source=FacebookPost&utm_medium=FBPost&utm_campaign=FBPost&fbclid=IwAR1mvxPbmdKido0WJuCUUnLCmro27iz-LQQFE2LiTeb8jIJZRHxbiF4_N24